23 Mart 2017 Perşembe

yeniden...



Küçük Prensesim




İkibinsekizin son ayı... Yaşamanın ağır geldiği, hayatın üzerime fena abandığı bir dönem. Depresyon otağ kurmuş bedenimde, gitmek bilmiyor... Kendime gelmem için ya dünya bana esaslı bir yumruk atacak ya da ben dünyaya esaslı bir yumruk atacağım. İkincisine gücüm yok, fersizim, ikinciden vazgeçmişim birincisine bile çoktan razıyım. Yeter ki, köklü bir değişiklik olsun hayatımda. Tek dostum Lustral olmuş, el atan, omuz çıkan da yok etrafımda. Hep sallantıda kalmaktansa, yere iki seksen yığılmak yeğdir diye düşünüyorum. Sallanan adamın kendini toparlaması zor, yere yığılmış adamın ise artık kaybedecek birşeyi yok, ayağa kalkmaya çabalamak dışında bir seçeneği kalmamıştır çünkü.

Allah da bana hak vermiş olacak ki, gönlümden geçeni aynen kaderime yazdı, sağolsun beni iki seksen yere uzattı, ikibinonun yirmisekiz Haziranında.

Oraya gelmeden, döneyim ikibinsekizin son ayına.

Elvankent'te bir Pazar sabahı... Geç yatıp, geç kalkmayı alışkanlık edindiğim bir günlerden bir gün... Sabahla öğle arası bir vakit yatakta gözümü açtığımda, henüz gördüğüm rüyanın tesiriyle yüzümde tarifsiz bir tebessüm. Eşim, elbise dolabının yanına diz çökmüş, yıkanmış çamaşırları katlayıp dolaba yerleştiriyor. Beni yatakta tebessüm eder vaziyette uyanmış görünce "hayırdır" dedi. Bir rüyanın ortasında uyandığımı söyledim. Bir kız çocuğu, küçük, 3-4 yaşlarında, türlü şirinlikler yaparak kendisini bana sevdirmeye çalışıyor rüyamda. O benim doğmamış kızım. Onu sevmiyor muyum ki, kendini bana sevdirmek için çabalıyor? İnsan olan, kızını sevmez mi? Hem de böylesi bir güzel cimcimeyi.

Elbise katlamayı bırakan eşim yanıma uzandı. "Bir çocuğumuz daha olsun ister miydin?" dedi biraz hüzünlü. Vereceğim cevabı çok iyi biliyor oysa. Bir çocuk sahibi olmak, o günlerde isteyebileceğim en son şey. Zaten bir kızım, bir oğlum var, bir yenisinin gereği yok. Hem türlü dertlerin ortasında cebelleşirken ve hiçbirini alt edemiyorken, yeni bir bebek neyimize? "Ben iki aylık hamileyim", dedi. Şaka sandım. Hamile kaldığını bir ay önce öğrenmiş ama bana söylememiş, ters bir tepki vereceğimden çekindiğinden. Sonra ağladı. Çok ağladı. Ne diyeceğimi bilemedim.

Yeniden baba olacağım için sevindim mi? O an, kısa bir an, rüyanın üzerine o haberi duyunca, şaşkınlığın verdiği bir sevinç hasıl oldu, olmadı değil. Ama sonraki birkaç gün... Daha doğmadan rüyama bile giren bu bebekten bir an önce kurtulmak isteği hiç aklımdan çıkmadı. İnançsız biri sayılmam, fakat, hiç olmadık bir vakit kapıyı çalan bu veledi içeri buyur etmemek için, günahı çoktan göze almıştım, geriye hastaneden randevu almak için eşimi ikna etmek kalmıştı. Elbette razı olmadı, hangi anne razı olur ki... Baskılarıma dayanamayınca razı olur gibi yapıp beni günlerce oyaladı, hastaneye gitme işini hep erteledi, sonrasında aile efradı hamilelik haberini alınca iş benim kontrolümden çıktı, veletten kurtulma ümidim tamamen suya düştü. İçindekini saklayabilen biri değilimdir. Sıkıntımı, mutsuzluğumu pek kolay yansıtırım. Maalesef, eşime hamilelik döneminde, doğacak çocuğu istemediğimi hep belli ettim. Bu da benim gerçekleşmeyen ama gerçekleşmesini istediğim birinci günahımdan sonraki ikinci günahımdır.

Ertesi yılın Ağustos ayında dünyaya geldi rüyamdaki kız çocuğu. Annemin adını verdik: Ayşe. Bir de yanına Naz'ı ekledik.

Sonra zaman aktı... O büyüdükçe, ben de onunla birlikte düştüğüm yerden ayağa kalkmak için çabaladım durdum. Hâlâ da çabalamaktayım. Bu kadar çaba niye? Prensesin gözlerindeki canlılık sönmesin diye, hayata hep böyle tutkulu bakabilsin diye.

Çabalarımı takdir edecek, günahlarımı bağışlayacak af makamı, Tanrı, belki de kızımın gözleridir.

Hüseyin Cem ÇÖL
28 Ekim 2013 - Pelitli 

20 Mart 2017 Pazartesi

KTÜ HF 3. SINIF ÖĞRENCİLERİNE


Arkadaşlar, 21 Mart 2017 Salı ve 22 Mart 2017 Çarşamba günlerinde TÜKETİCİ HUKUKU dersi yapılacaktır.

Bilginize sunarım.

Öğr. Gör. Hüseyin Cem ÇÖL

PRATİK ÇALIŞMALAR – Çek


Aşağıda verilen olayların benzerini ya da aynısını BANKACILIK HUKUKU sınavlarında sorabilirim. 

Bilginize sunarım. 

Öğr. Gör. Hüseyin Cem ÇÖL 

OLAY 1 : Düzenleme yeri (X), ödeme yeri (Y) olan 14.000 TL bedelli bir çek 11.01.2017 tarihinde düzenlenmiştir.
1.         X = İstanbul, Y = Ankara
2.         X = Trabzon Sürmene, Y = Trabzon Of
3.         X = Erzurum, Y = Erzincan
4.         X = İzmir, Y = Midilli
5.         X = Edirne, Y = Norveç Oslo
6.         X = Ankara Şereflikoçhisar, Y = Ankara Kızılcahamam
7.         X = Isparta, Y = ABD Teksas
8.         X = Antalya, Y = Filistin Gazze
9.         X = Artvin, Y = Batum
10.       X = Rize Çayeli, Y = Rize Pazar
Bu ihtimallere göre söz konusu çek, en son hangi tarihe kadar muhatap bankaya ibraz edilebilir?

OLAY 2 : Hamil Hüseyin, 09.03.2017 tarihli, (X) TL bedelli çeki ibraz süresi içinde muhatap YatırBank’a ibraz etmiştir. Keşideci Cem’in hesabında (Y) TL bulunmaktadır.
1.         X = 800, Y = 300 TL
2.         X = 10.000, Y = 1.000 TL
3.         X = 1.800, Y = 3.100 TL
4.         X = 5.000, Y = 10 TL
5.         X = 30.000, Y = 5 Kuruş
6.         X = 10.000, Y = 0 TL
7.         X = 4.000, Y = 3.300 TL
8.         X = 10.000, Y = 10.000 TL
9.         X = 200, Y = 100 TL
10.       X = 5.000, Y = 4.000 TL
Bu ihtimallere göre bankanın hamile ödemekle yükümlü olduğu toplam tutar ne kadardır?

16 Mart 2017 Perşembe

KTÜ HF 3. Sınıf Öğrencilerine


Arkadaşlar,

1. 20 Mart 2017 Pazartesi günü BANKACILIK HUKUKU dersi yapılacak ve "Bankacılıkta Çek İşlemleri" bölümü tamamlanmaya çalışılacaktır. Vize sınavında BANKACILIK HUKUKU dersinde 4. Bölümün sonuna kadar sorumlu olacaksınız.

2. 21 Mart 2017 Salı ve 22 Mart 2017 Çarşamba günleri TÜKETİCİ HUKUKU dersi işlenecektir.

3. TÜKETİCİ HUKUKU ders slaytları D Kapısındaki Göksel Kırtasiye'ye bırakılmıştır.

Bilginize sunarım.

Öğr. Gör. Hüseyin Cem ÇÖL

11 Mart 2017 Cumartesi

Ayağına Giymiş Kara Yemeni











  • Ayağına giymiş kara yemeni
    Sallanma sevdiğim öldürdün beni
    Alem düşman olsa severim seni
    Mavzer kurşunuyla vursunlar beni

    Sen bir yana ben bir yana yan yana
    Kaşlar kara gözler benzer ceylana

    Dere kenarında bir ev yapmışam
    Kerpicim tükendi naçar kalmışam
    O yar için çok cefalar çekmişem
    Sen bir yana ben bir yana yan yana

    Sen bir yana ben bir yana yan yana
    Kaşlar kara gözler benzer ceylana

    ***

    Mehmet Özbek, "Folklor ve Türkülerimiz" adlı
    kitabında türküyü şu şekilde aktarmaktadır
    (Yayın No.91, s.121)


    Ayağına geymiş kara yemeni
    Sallanma sevdiğim öldürdün beni
    Dünya düşman olsa severem seni
    Meger kurşun ile vursalar beni

    Sen bir yana ben bir yana yan yana
    Kaşlar kara gözler benzer ceylana

    Dere kenarına bir ev yapmışam
    Kerpicim tükenmiş naçar kalmışam
    Bir yar için çok cefalar çekmişem
    Sen bir yana ben bir yana yan yana

    Sen bir yana ben bir yana yan yana
    Kaşlar kara gözler benzer ceylana
  • Cemil Cankat - URFA 
  • https://www.turkudostlari.net/soz.asp?turku=1720

5 Mart 2017 Pazar

KTÜ HF 3. Sınıf Öğrencilerine


Arkadaşlar,

Önümüzdeki iki hafta boyunca (6-7-8-13-14-15 Mart 2017) BANKACILIK HUKUKU dersi yapılacaktır. Ona göre gardınızı alın.

Bilginize sunarım.

Öğr. Gör. Hüseyin Cem ÇÖL

1 Mart 2017 Çarşamba

Boşa Kürek


Karadeniz Teknik Üniversitesi Önlisans Ve Lisans Eğitim-Öğretim Sınav Değerlendirme Ve Öğrenci İşleri Yönetmeliğine göre “Bir dersin yarıyıl sonu sınavına girebilmek için, o derse kayıtlı olmak ve ilk defa alınan derslerin en az % 70’ine, uygulama ve/veya laboratuvarların en az % 80’ine katılmak zorunludur. Bu şartları yerine getiremeyen öğrenci yarıyıl sonu sınavına alınmaz. Bu öğrenciye (D) devamsız harf notu verilir (m.14/2)”.

Lisans (ve önlisans) öğrencilerine derslere devam zorunluluğu getirilmeli midir? Bu hususta, lehte veya aleyhte görüşler ileri sürülebilir. Her görüş, mantıklı bir temele oturduğu, daha adil olanı bulma çabasında bulunduğu sürece elbette değerlidir.

Bu noktada evvela iki hususu vurgulamak gerekir:

Birincisi, derse devam zorunluluğuna ilişkin aleyhteki görüşlerin haklılık payının fazla olması, kuralın uygulanmamasını gerektirmez. İçimize sinmese de, rahatımızı bozsa da, çıkarlarımıza aykırı olsa da, kurallara uymak ve kuralları uygulamak zorundayız.

İkincisi, derse devam zorunluluğuna ilişkin kuralın bulunması ve kuralın uygulanması gerektiği, kuralı eleştiriden muaf kılmaz. Kurallar, insan ve toplum ihtiyaçlarını karşılamak içindir. İhtiyaçlara denk düşmeyen kurallar değiştirilir ve yerine “daha adil, daha yararlı, daha uygulanabilir” olanı konulur. Pozitif hukuka uymak zorunda kalmak, ideal hukuku aramaktan alıkoymaz, alıkoymamalıdır.

Bu yazıda amacım, devam zorunluluğuna ilişkin Yönetmeliğin 14/2 hükmünün eleştirisini yapmak, devam zorunluluğu uygulamasının yararlarını ve sakıncalarını ortaya dökmek ve şahsi kanaatimi ortaya koymak DEĞİLDİR. Bu konuda, sosyal medyada ve kapalı kapılar ardında görüş ileri sürenleri, kuralın değiştirilmesi için çaba gösterenleri önemsiyorum ama benim bu yazıda çözüm aradığım, devam zorunluluğu olsun mu olmasın mı sorunu değil.      

Devam zorunluluğu Yönetmelik maddesi gereği elbette uygulanacak, kurallar saksı değildir, kurallar uygulanmak içindir. Buraya kadar tamam. Asıl mesele şu: Peki nasıl uygulanacak?

İlgili Yönetmelik maddesi teorik derslerde yarı yıl sınavına girebilmek için %70 devam zorunluluğu getirmiş ama öğrencinin “devam zorunluluğunu” sağlayıp sağlamadığının nasıl belirleneceğini, diğer ifadeyle “yoklamanın nasıl alınacağını” belirsiz bırakmış. Bu yönüyle madde pek çok soruya ve soruna gebe.

Bu hususta aklıma gelenleri sıralıyorum:

Madde metninde yoklamanın “imza” almak suretiyle alınmasına ilişkin bir ifade yok. Dolayısıyla “devam” alınacak ama yöntemin “öğrenciden imza alınması” olması zorunlu değil. Doğrusu, “imza” alınması hususunda alt düzenleyici işlemler (senato kararı, dekanlık kararı vs.) var mı bilmiyorum. Fakat, salt Yönetmelik maddesi nazara alındığında, “imza”nın sözünün edilmediğini, dolayısıyla “devam” zorunluluğunun imza almak dışında başka yöntemlerle de sağlanabileceğini akla geliyor.

Ne gibi yöntemler?

İlkokulda öğretmenlerimiz yoklama alırken isimlerimizi okurdu ve ismi okunan öğrenci “burda” derdi. En hızlı ve sorun çıkarmayan “tespit” bu olsa gerek. Bir ders sorumlusu, üniversitede bu yöntemi kullanabilir mi? Alt düzenleyici işlemlerde başka bir yöntem kullanılması emredilmediği sürece, Yönetmelik maddesinin “isim okunarak devamın tespitini” mümkün kıldığını, en azından bunu yasaklamadığını söylemek mümkün.

Bir an için, “devam zorunluluğunun” sadece “imza” alınarak tespit edileceğini varsayalım. Ki, uygulama şu an bu yönde. Yani derse gelen öğrencilerden “imza” alıyoruz, devamın tespitini imzaları toplayarak yapıyoruz. Fakat, “imza” alınması uygulaması da çeşitli sorunlara gebe.

Birincisi, öğrenciden “kaç imza” alacağız?

İkincisi, imzaların “denetimini nasıl” yapacağız?

Üçüncüsü, imzaları “nasıl” alacağız?

Birincisi, öğrenciden “kaç imza” alacağız? Çarşamba günleri saat 14-17 arasında Ticaret Hukuku-II dersim var. Bu derste “1” imza mı almalıyım, yoksa “3” imza mı almalıyım? “3” imza alacaksam, her ders ayrı ayrı mı imza almalıyım yoksa “3 imzayı toptan” alabilir miyim? “1” imza alacaksam, bu imzayı dersin başında (saat 14’te) mı, dersin ortasında mı (saat 15:30’da) yoksa dersin sonunda mı (saat 17’de) almalıyım?

“Kaç imza alınacak?” sorusu kadar, hatta bu sorudan daha önemli başka bir soru var: “İmzaların denetimi nasıl yapılacak? Başkasının yerine imza atanlar nasıl tespit edilecek?” Bu sorunun cevabı kolay denebilir. İmzaları sayarsın, sonra öğrencileri sayarsın. İmza ve öğrenci sayısı eşitse, sorun yok demektir. İmza sayısı az, öğrenci sayısı fazla ise “imza atmayan kim?” diye sınıfa/amfiye seslenirsin, imza atmayan gelir, imzasını atar ve sorun hallolur. Peki ya imza sayısı öğrenci sayısından fazla çıkarsa? Şüphesiz asker uyumaz, öğrenci de başkasının yerine imza atmaz. Ben de, “öğrencilerden bazıları, derse gelemeyen başkalarının ricasını kırmayarak onların yerine imza atar” demiyorum zaten. Belki melekler atıyordur o fazladan imzaları, kimbilir? Ne yapacağız, nasıl tespit edeceğiz başkasının yerine imza atanları? Ders sorumluları grafoloji bilmek zorundalar mı? Ortalama 250 kişilik sınıflarda imza denetimi yapmanın zorluğundan geçtim, imkanı var mıdır? İmza denetimi yapmak imkanı yoksa, yapılan “imza alıyormuş gibi yapmaktır” ve aslında olan biten de budur.

Üçüncü soru ise “imzaları nasıl alacağız?” Uygulamada, imza listesi sınıfta gezdirilerek imza toplanmaktadır. İmza listesinin sınıfta gezdirilmesi dersi ifsat etmektedir, deyim yerindeyse haylaz bir öğrenci gibi dersi kaynatmaktadır. Çünkü, hem öğrenci, hem ders sorumlusu derse değil imza listesine odaklanmaktadır. Zaten teknoloji bağımlılığı nedeniyle pek çoğumuz odaklanma sorunu yaşıyoruz. Ders işlenmesinin amacı dersin öğrenilmesi ve öğretilmesidir. İmza zorunluluğu, amacı devre dışı bırakmakta, aracı amacın önüne geçirmektedir. Zoraki sınıfta oturan öğrenci, ders sorumlusunun ve istekle derse gelen diğer öğrencilerin de motivasyonunu düşürmektedir. İmza listesi sınıfta elden ele dolanırken, cilveli bir kadın gibi ilgi çekmekte, öğrencilerin (ve maalesef ders sorumlusunun) zihinlerini meşgul etmektedir. Sınıfta dolaşan imza listesi, dersin amacını saptırmaktadır. Bu noktada şu çözüm düşünülebilir: İmza listesi sınıfta dolanmasın, kürsüde dursun, her öğrenci kürsüye gelip imzasını atsın, sınıfta 250 kişilik uzun kuyruklar oluşsun ve bu uygulama her ders bıkmadan usanmadan yapılsın. Bu uygulama yararlı olabilir. Böylece öğrenciler, annelerimizin babalarımızın yetmişli yıllarda tüp kuyruklarında, gaz kuyruklarında neler çektiklerini anlayıp, empati kurabilirler, sahip olduklarının değerini daha iyi anlarlar ve daha hayırlı bir evlat olmak için çabalayabilirler. Öğrencilere hiçbir şey öğretemezsek, hiç değilse sabırlı olmayı öğretebiliriz böylece. Fakat benim şekerim var. Beni mazur görün.

Yukarıda şahsi kanaatimi söylemeyeceğim dedim ama dayanamayıp söyleyeceğim. Öğrenci sayısının 40’ı geçmediği sınıflarda devam zorunluluğu getirilmesinin hem yararlı ve hem uygulanabilir olduğunu düşünüyorum. Mevcut azsa, öğrenci-ders sorumlusu diyalogu daha sıkı olacağından, yoklama almak daha az zaman alır ve denetim kolay olacağından devam zorunluluğunun tespiti gerçekten hakkıyla yapılabilir. Ancak asıl husus talebenin öğrenmeyi istemesi, ders sorumlusunun da becerikli, birikimli ve en çok da hevesli olmasıdır. Zoraki derse gelen öğrenciye dersi sevdirmek ve öğretmek ise, ders sorumlusunun sorumluluğundadır (Bana 40 kişilik sınıf verin, ben o sınıfı uçururum).

Hülasa, devam zorunluluğu uygulaması ancak az sayıda öğrencinin eğitim aldığı sınıflarda yararlı sonuçlar doğurabilir. 250-300 kişilik sınıflarda ise, devam zorunluluğu uygulamasının hakkıyla yapılabilmesi ve amaçlanan olumlu sonuçları doğurabilmesi muhaldir.

Hüseyin Cem ÇÖL
1 Mart 2017 – Pelitli 

28 Şubat 2017 Salı

KTÜ HF 4. Sınıf Öğrencilerine


Arkadaşlar,

Devam zorunluluğu uygulamasından sonra, muhtemelen HUK 302 yeterli gelmeyecektir. Bu sebeple, İcra ve İflas Hukuku dersi yarından itibaren AMFİ-1'de yapılacak, ders saat 10:00'da başlayacaktır.

Bilginize sunarım.

Öğr. Gör. Hüseyin Cem ÇÖL  

27 Şubat 2017 Pazartesi

U Y A R I


U   Y   A   R   I

DERS BAŞLADIKTAN SONRA
AMFİYE GİRİLMEMESİNİ RİCA EDERİM.
KAPILARIN KAPALI OLMASI,
DERSİN BAŞLADIĞINA KARİNEDİR.


Öğr. Gör. Hüseyin Cem ÇÖL