1. Perde: Kan Davasının Başlangıcı ve Cezaevi Yılları
Fonda Hüseyin Altın’ın "Sardı
her yanımı felek çemberi / Derdimi gizledim yıllardan beri / Can evimden vurdu
o zalim beni / Dünyada hedefim isyandır zulüm" şarkısı çalınırken,
köyün ağası Şakir’in oğlu Ömer (Yadigar Ejder) evin bahçesinde odun
kırmaktadır. Şakir merdivenden iner, oğlunun yanına gelir ve "Niye odun
kırıyorsun, ben sana odun mu kır dedim?" diye çıkışarak oğlunu dövmeye
başlar. Şakir Ağa, oğlu "Bir daha sözünden çıkmam" demesine
rağmen dayak atmaya devam eder. Ömer tarlaya doğru hızla kaçar.
Şakir Ağa bu kez de "Oğluma
odun kırdıran sensin!" diyerek Hüseyin’i dövmeye kalkar. Hüseyin’in
babası, oğlunu döven Şakir Ağa’yı engellemek ister. Ancak Ağa, bu kez
Hüseyin’in babasını vurup yere yıkar. Yaşlı adam, "Hüseyin, oğlum,
oğlum..." diyerek başını toprağa düşürür ve orada ölür. Traktörden tüfeği
alan Hüseyin, Ağa’yı vurarak oracıkta öldürür. Babasının öldürüldüğünü gören
Ömer, hızla cenazenin yanına gelir ve ağlayarak "İntikamını alacağım
baba!" diye haykırır. Boş yere iki insan ölmüştür; insan hayatı
oralarda ucuzdur.
Hüseyin, Samsun Cezaevi’ne
atılır. Hapishanede sazını eline alıp "Bitmiyor bendeki bir türlü
zulüm" şarkısını söylemeye devam eder. Kadere isyan etmekte, "Kaderin
böylesi çekilmez bence" demektedir. En yakın dostu Hamdi Baba’dır
(Selahattin Fırat). Ömer ise hapiste bile Hüseyin’i takip etmekte, kapıda
çıkacağı günü beklemektedir. Hamdi Baba, Hüseyin’i çok sever ve ona hep şarkı
söyletir. Hüseyin sazı eline alır ve şu şarkıyı hakkını vererek çok güzel
söyler:
"Bir aşk kurbanıyım,
yandım arkadaş / Vaatler yeminler sözler yalanmış / Bilmeden inandım kandım
arkadaş / Gülüşler bakışlar hepsi yalanmış"
Artık koğuşun neşesidir. Hamdi
Baba hapisten tahliye edilirken Hüseyin’e, "Hapisten çıkınca mutlaka
yanıma uğra" der. Hüseyin ise kanlısından kaçmak için hapisten naklini
ister. Nakil kararı çıkınca kanlısını atlatır; 34 EV 351 plakalı Yalova Seyahat
otobüsüne binerek Hamdi Baba’nın yanına, İstanbul’a gider.
2. Perde: İstanbul Günleri ve
Ruşen Usta’nın Saz Evi
Hamdi Baba artık bir iş
insanıdır; takım elbiseli, kravatlıdır ve bir sekreteri bile vardır. Ne iş
yaptığı ise söylenmez, bir sırdır. Hamdi Baba, Hüseyin’i Ruşen Usta’nın Saz
Evi’ne gönderir. Ömer (Yadigar Ejder) ise Hüseyin’in peşinden İstanbul’a trenle
gelir.
Bu esnada bir geminin İstanbul
Boğazı’ndan geçişini izleriz. Gemi soldan kadraja girer, ağır ağır geçerek otuz
saniye sonra sağdan çıkar; yönetmen Mehmet Alemdar’ın acelesi yoktur. Kamera,
1988 İstanbul’unda bizi bir tura çıkarır. İstanbul güzel şehirdir ama
haramilerin saltanatı henüz yıkılmış değildir.
Hüseyin, Ruşen Usta’nın yanına
gider. Artık saz evinde yatmakta, çalışmakta ve boş zamanlarında sazını çalarak
şarkı söylemeye devam etmektedir. Eline sazını alıp şu sözleri mırıldanır:
"Boşa gelmiş gidiyor şu
ömrümün baharı / Hiçbir ümit vermiyor gönlümün arzuları / Doğarken bu dünyada
garip kalmış biriyim / Ben artık yaşayamam dertlerin sahibiyim"
Ruşen Usta, Hüseyin’i severek ve
beğenerek dinler. Ömer ise İstanbul sokaklarında Hüseyin’i aramaya devam
etmektedir. Ruşen Usta, Hüseyin’i Hisar Club adındaki eğlence mekanına götürür.
Pavyondaki kadın şarkıcı "Yaranamadım" şarkısını söyler. Bu
şarkı, Müslüm Gürses’in 1984 yılında Elenor Müzik etiketiyle çıkardığı ve
arabesk tarihinin en ağır albümlerinden biri kabul edilen "Yaranamadım"
albümünün çıkış parçasıdır. Ruşen Usta’nın pavyonun müdavimi olduğu anlaşılır.
Pavyondaki kadınlar Ruşen Usta’ya yakınlaşırlar; ustanın çapkın olduğu görülür,
üstelik evlidir de.
Ömer, Hamdi Baba’yı bulup
Hüseyin’i sorar: "Lütfen bana yardım edin, hayati bir mesele"
der. Fakat Hamdi Baba "Bilmiyorum" diyerek yerini söylemez.
Ruşen Usta müşterilerine saz satarken onlarla rakı içer, leblebi yer. Hüseyin
ise bu sırada işini savsaklamadan titizlikle saz temizler. Ruşen Usta
Hüseyin’den çok memnundur; o geldiğinden beri işler açılmış, kazancı artmıştır.
Hüseyin ustasından avans ister ve
Ruşen Usta ona 20.000 TL verir. 1988 yılında 20.000 TL ile yaklaşık 20-25 adet
çeyrek altın alınabilmektedir. Ortalama 23 altın desek, güncel serbest piyasa verilerine
göre bu miktar yaklaşık 265.167 TL alış ve 268.134 TL satış değerine tekabül
eder. Büyük paradır; günümüzde hiçbir usta yanında çalışanına bu kadar avans
vermez. Hüseyin aldığı bu parayla gecekondu bir ev kiralar. Duvarları boyar,
buralara çıplak kadın resimleri asar. Yorulunca sigara içer, mutlu gibidir.
3. Perde: Pembe Mutlu ve
Çemberin Daralması
Hüseyin kalan parasıyla tek
başına pavyona gider ve dansözleri izler. Takdimci yeni bir kadın sanatçıyı
sahneye davet eder: Pembe Mutlu. Pembe, "Bir değil iki değil /
Çekilecek dert değil / Eğer böyle giderse / Ölmemek elde değil"
şarkısını söyler. Bu şarkı, Ayşe Tunalı’nın Elenor Plak etiketiyle 1984 yılında
çıkardığı "Gözyaşlarım Gibisin" albümünde yer almaktadır ve
eserin söz ile bestesi ünlü müzisyen Timur Alpsakarya’ya aittir.
Pavyonda bir müşteri Pembe
Mutlu’yu masasına çağırır. Pembe, "Ben sanatçıyım, konsomasyon
yapmam" diyerek talebi reddeder. Bir anda Hüseyin ve Pembe pavyondan
birlikte kaçarak taksiye binerler. Hüseyin’in duvarları gazete kağıtları ve
çıplak kadın resimleriyle kaplı barakasına gelirler. Pembe barakayı beğenmez,
ters ters konuşur. Sanki oraya zorla davet edilmiş gibi, kendi isteğiyle
geldiği halde zavallı Hüseyin’e trip atar. "Kötü niyetin varsa barakayı
başına yıkarım, niye getirdin beni buraya?" der. Hüseyin altta kalmaz,
kıza cevabını verir. Hüseyin geceyi çekyatta kazağıyla yatarak geçirir; Pembe
ise Hüseyin’in karyolasında yatar. Karyolanın arkasındaki duvarda Serpil
Çakmaklı’nın yarı çıplak bir resmi asılıdır. Sabah Hüseyin kahvaltı hazırlar
ama Pembe yine trip atarak kahvaltı davetini geri çevirir.
Ömer, Hüseyin’i aramayı
sürdürmektedir. Hemşehrilerin kahvesine uğrayıp Hüseyin’i sorar ancak oradan da
eli boş döner; bir şey içmeden ayrılır. Pavyondan bir kadın Ruşen Usta’yı
telefonla arayıp "Seni çok özledim" der. Fakat niyeti
başkadır; amacı Ruşen Usta’yı pavyona getirterek onun vasıtasıyla Hüseyin’e ve
konsomasyona çıkmayan Pembe’ye ulaşmaktır. Ruşen Usta pavyona gelir. O sırada
sahnede bir kadın "Ben yetimem" türküsünü söylemektedir. Bu
türkü, müzikal köken olarak Kürt sanatçı Nizamettin Ariç’e (bazı kaynaklarda
melodinin aslı Şivan Perwer’in Le Dotmam eserine) ait olup, Türkçe
aranjmanının ve arabesk/türkü formundaki bestesinin telif hakları ünlü müzisyen
Burhan Bayar’a aittir. Şarkıyı ilk kez geniş kitlelere sevdiren, 1986 tarihli "Karnaval
- Emrah / Ben Yetim" kataloğunda da yer alan Küçük Emrah olmuştur.
İbrahim Tatlıses ise şarkıyı bir yıl sonra "Benim Hayatım"
albümünde seslendirmiştir.
Ruşen Usta türküyü dinledikten
sonra patronun adamları tarafından yaka paça sürüklenerek patronun odasına
götürülür. Amaç, Pembe’yi kaçıran Hüseyin’e ulaşmaktır. Böylece Hüseyin’in
peşindekiler bir iken iki olmuştur.
4. Perde: Hesaplaşma ve
Çelişen Sonlar
Bu sırada gecekonduda işler
yoluna girmiştir. Pembe tribi bırakıp Hüseyin’e çorba pişirir. Birlikte
romantik bir ortamda, yer sofrasında çorba içerler; aralarında samimi bir hava
esmektedir. Çorbanın sıcaklığı ortamı yumuşatmış, dilleri açmıştır.
Pavyonda ise patron kanepede bir
kadınla sevişmekte, kadının bacaklarını okşamaktadır. Bu kadın pavyonda
çalışanlardan biri olmalıdır. Patron kadınla öpüşürken, kadının boynu yerinden
kopacak gibi gerilir. Kadın iki bacağını da genişçe açmışken fedailer kapıyı vurur.
Patron ve kadın toparlanıp "İçeri girin" derler. İki fedainin
arasında Ruşen Usta vardır ve ona Hüseyin’i sorarlar. Usta, "Pazartesi
işe gelir, şimdi nerede bilemem" der. Patron, "Madem öyle,
pazartesiye kadar misafirimiz olacaksın" diyerek ustayı rehin alır.
Fedailer ustayı dışarı çıkarır, patron ise kaldığı yerden kadına tekrar
yumulur.
Pazartesi günü fedailer ustayı
saz evine bırakıp, Hüseyin’i paket yaparak evine götürürler. Ev, eski bir
sokakta bulunan ahşap bir binadır. Fedailer eve girer ama kızı bulamazlar.
Hüseyin’i tartaklayıp sokak ortasında döverler. "Bu kız böyle bir
adamla kalmaz" diyerek, kızı Hüseyin’e yakıştırmadan olay yerini terk
ederler. Komşuya çene çalmaya giden Pembe, Hüseyin’i sokakta kanlar içinde
bulur ve hemen eve taşıyıp yaralarını pansuman eder. Hüseyin yüzündeki kanlar
temizlenince duygusallaşır, el ele tutuşurlar. Pembe yediği dayaktan dolayı
kendini suçlayarak "Benim yüzümden oldu" der. Hüseyin, "Biz
silleyi doğuştan yemişiz" cevabını verir. Pembe ise "Bu kadar
karamsar olma" diyerek karşılık verir; aralarında bir kader tartışması
yaşanır ve Hüseyin cüzi iradeyi kabul etmez.
Bu sırada pavyonda Savaş Ay’ın
annesi Şükran Ay sahne almakta ve "Eskidendi O" şarkısını
söylemektedir. Bu parça, Türk arabesk müziğinin güçlü seslerinden Kamuran
Akkor’un 1986 yılında çıkardığı "Sev Yeter" albümünde yer
alır; sözleri Cemal Işıkhan’a, müziği Ali İhsan Kısaç’a aittir. Şarkı, "Yüzümde
tebessüm arama dostum / Mazideki büyük sevgidendi o" sözleriyle
başlar.
Ömer pavyona gelir. Rakı içerken
bir konsomatris yanına gelip, "Nerelisin sen, çok sevdim seni, iyi
adama benziyorsun" der; çünkü konsomatrisler insan sarrafıdır. Ancak fedailer
hemen Ömer’i kollarından tutar, ona Pembe’yi ve Hüseyin’i sorarlar. Ömer, "Çekin
ellerinizi be, çekin!" diyerek tepki gösterir.
Sonra Sultanahmet’e geçeriz.
Hüseyin ve Pembe iki sevgili gibi gezmektedir. Hüseyin "Terk Edilmiş
Gibi" şarkısını söyler; ağaçlar arasında saklambaç oynarlar, el ele
çimenlerde yürürler. İstanbul güzeldir, aşık olmak güzeldir. (Buradaki şarkı
seçimi tartışmaya açıktır; şarkı güzel olsa da ortama pek uymamaktadır).
Ömer en sonunda Ruşen Usta’yı
bulup Hüseyin’i sorar. Cevap alamayınca, "Hadi eyvallah moruk"
diyerek saz evinden saz almadan ayrılır. Ruşen Usta ise en sonunda Hamdi
Baba’yı arar (daha önce neden aramadığı bilinmez). Hamdi Baba, Hüseyin’i
telefonla arayarak, "Ömer senin peşinde, İstanbul’u terk et"
der. Hüseyin, "Kaçacağım" diyerek eve gider ve Pembe’ye surat
yapar; canı sıkkındır. Pembe, "İçimizi karartacağına şunu çal da
yüzümüz gülsün" diyerek ona sazını uzatır. Hüseyin sazı alır ve şu
şarkıyı söyler:
"Uğruna canımı vermek
isterdim / Her zaman yanında olmak isterdim / Şu fani dünyada ömrüm boyunca /
Tertemiz aşkına doymak isterdim"
Pembe duygulanır. Hüseyin,
Pembe’ye "Kaçacağım, Şakir’in Ömer izimi bulmuş" der. Pembe, "Beni
de götür gittiğin yere" deyince Hüseyin, "Sevgilim, seni
gelinlikler içinde götürmek isterdim" diye karşılık verir.
Haydarpaşa Garı’nı uzun uzun izleriz. Hüseyin tam trene binecekken Şakir’in Ömer’in kurşunlarıyla oracıkta ölüverir. Pembe sevgilisinin üzerine kapanıp ağlar. Polis gelir, öldü mü diye Hüseyin’in başını hafifçe kaldırıp bırakır; öldüğüne kanaat getirince, Hüseyin’in başında elinde silahla otobüs bekler gibi bekleyen Ömer’i alıp götürür. Fonda Hüseyin Altın’ın "Zamanında" şarkısı çalarken nihayet bitmeyen zulüm biter ve ekranda SON yazısı görünür.
Bitmiyor Zulüm (1988)
Director: Mehmet Alemdar
Writer: Mehmet Alemdar
Stars: Hüseyin Altın, Pembe Mutlu, Yusuf Akyurt, Birsen Şen, Yadigar Ejder, Selahattin Fırat, Şükran Ay, Gülçin Gülen, Cuma Pamuk, Sönmez Yıkılmaz


